Geçmişin bir insana yüklediği baskı kadar korkunç bir şey daha yoktur... Yüreğin deli gibi çarpar ama bir türlü kontrol edemezsin içindeki buhranlarıı. Bilirsin çünkü... Sen kendini gebertsen de, onun kalbinde asla İLK olmayacaksındır. Hep geçmişi düşünerek yaşayandan medet umulmadığı gibi; böyle yaşayan birinden medet ummak da faydalı olmayacaktır. Çaresizliklerle savaşan bedenin, yalnızlığı da ekleyince ruhuna; birilerine gidip “tenini” doyurmaya çalışacaktır. O, sana değil de, geçmiştekine aşık olsa da; sırf tenindeki yalnızlığı doyurabilsin diye, senin teninde hayat bulmaya çalışacaktır. Yani aslında sen “boşluk dolduran” olacaksındır. “Boşluk yaratan” değil...
Kimle konuşsan, kime baksan, kimi izlesen hep aklına gelecektir bu 2. planda olmak duygusu. Hep yanlış zamanda, yanlış yerde olmayı alışkanlık haline getirmiş gibisindir. Ama bu filmde, “yanlış insan” da malesef sensindir... Birilerinin hayatındaki yanlış insan olmak, seni her saniye, gıdım gıdım boğar. İçindeki sanrılar ve korkular büyüdükçe büyür... Ellerini tutan yoktur ki kayıp düşmeyesin?! Sen korkusuzca ellerini uzattıkça, onlar korku ve telaşla ellerini saklayacak yer ararlar. “Ya geri dönerse” ümidiyle, ASLA sana teslim olmazlar. Hiçbir zaman bilemeyeceksindir, sana baktığı zaman GERÇEKTEN seni görüp görmediğini... Aklındaki gel-gitleri görürsün gözlerine baktığında. Bu korkutmaz seni, aksine onu iyileştirebilmek ümidiyle daha da çok kamçılar. Fakat en çok, hiçbir şey yapamamak yakar canını. “Mutlu ol, bana yeter” dersin en arabesk tavrınla. Ve gidersin hayatından, kalbin kanaya kanaya... Bu sefer de, şaka gibi, o gelmeye başlar ardından. Özleyerek... Hem de gerçekten! Hiç oynamadığı, köşeye fırlatıp attığı bir oyuncak kırıldıktan sonra, saatlerce ağlayan bir çocuk gibidir. Sonra işler biraz güzelleşmeye görsün, yine aklına gelmeye başlar geçmişteki o insan. Ve yine gidersin kendini iyice parçalayarak...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder